| "Bir mektuba gene gece vakti cevap veriyorum. Eylül ayındayız. Rüzgar, evimin camlarına ipince bir yağmur savuruyor. Mektup dört sayfa ve bir hatıra defterinden koparılmış. Bilmem ki siz de hatıra defteri tutuyor musunuz? Ben, her anımı bir defterin sayfalarına yazmışımdır. O defterler nerede, bilmem… Bana gelen mektup hatıra defterinden dört sayfa diyorum. Çünkü, her sayfa diyorum. Çünkü, her sayfa ayrı ayrı çiçeklerin motiflerini taşıyor..." |
| Karşılıksız Aşk |
|
"Bir mektuba gene gece vakti cevap veriyorum. Eylül ayındayız. Rüzgar, evimin camlarına ipince bir yağmur savuruyor. Mektup dört sayfa ve bir hatıra defterinden koparılmış. Bilmem ki siz de hatıra defteri tutuyor musunuz? Ben, her anımı bir defterin sayfalarına yazmışımdır. O defterler nerede, bilmem… Bana gelen mektup hatıra defterinden dört sayfa diyorum. Çünkü, her sayfa diyorum. Çünkü, her sayfa ayrı ayrı çiçeklerin motiflerini taşıyor..."
KARŞILIKSIZ AŞK Genç kızlar böyledir zaten…. her şeyin ince ve hassas tarafını buluverirler. Ve insanı, kalbinden yakarlar…. Bu mektubu okurken de bir elim kalbimin üstündeydi, inanınız! “Zeki ağabey” diyor, mektubunda Handan…Yaşını bilmiyorum, ama bu kızın ismi mektubun altındaki imzasına bakılırsa Handan! Ve bu gülü kokluyorum…. “Zeki ağabey! Dedikodu mecmuasında çıkan yazılarınızı sektirmeden takip ediyorum. Bilhassa beşinci sayısında size mektup yazan o felçli kızın dayanılmaz hayatını okudum. Ve emin olun sizden daha çok üzüldüm ve saatlerce ağladım…. Ben sakat değilim… Fakat aşkta talihim yok… Oysa çirkin de sayılmam….Gelgelelim talihsizim…. Hayatta üç defa sevdim… Bakın, anlatayım size: “Birincisi karşılıksız aşktı. Yani onun haberi bile yoktu. Kendisine belli etmeden onu tam beş yıl sevdim….Dile kolay değil mi? Derken günün birinde o başka yere gitti. Bir yeşil gözleri kaldı hafızamda ve büyülü bakışları…. İkinci aşkım karşılıksız değildi ve birbirimizi sevdik…. Bu macera dört yıl devam etti… Ama son günlerde onsan soğuyuverdim…. Nedendir anlayamadım…Birdenbire tiksindim işte…. Üçüncüsünün hikayesine gelince, bu da karşılıksız bir aşktı. Onun haberi vardı, fakat, nedense beni sevemedi. Hatta bir kız yüzünden benim bir sırrımı ortaya çıkardı. Onu çıldırasıya seviyordum, oysa. Sonra anlıyorum ki ondan başkasını sevemeyeceğim. Bu son günlerde kendimi onun tesirinden kurtarmaya çalışıyorum. İşte bu yüzden erkeklere itimadım kalmadı. İlk aşkımı ne o bildi, ne başkası… İkincisini o bildi, fakat son zamanlarda her ikimiz birbirimizi unuttuk, üçüncüsü malum. Halbuki ben beni hakikaten seven ve sevgisinden emin olduğum birisini sevmek istiyorum. Çok içliyim. En ufak bir şeyden müteessir oluyorum, kırılıyorum. Çok ince ruhluyum. Söyleyin Zeki Ağabey ne yapayım? Beni sevmeyen ve benim sırlarımı bir kız yüzünden meydana çıkaran bu çocuğu nasıl seveyim? Ve ben istiyorum ki ebediyen seveyim. Sizin ince ruhunuzdan süzülen tatlı sözlerinizi sabırsızlıkla bekliyorum… Saygılarımla… “Handan” Sonra bu sayfalardan başımı kaldırıyorum. Yıldızlara bakıyorum. Ay’a! Semalardan Antein Bret’ in sesi geliyor kulağıma: - Aşkın ilk ahı, zekanın son ahı’ dır! Siz temiz kalpli okuyucum ilk ve son ahı birden çekmişsiniz…. Aşk insanın kaderini örer ve insan ancak, sevebildikçe insandır… Niçin yaşıyoruz? Hep birini sevebilmek için… Ama bu ara hatalarımız çok oluyor. Orhan Veli’nin şu mısralarını bilir misiniz;? Ölünce kirlerimizden temizlenir, Ölünce biz de iyi adam oluruz, Şöhretmiş kadınmış, para hırsıymış, Hepsini unuturuz! Mademki insanız, seveceğiz, sevilmeyeceğiz, itirazlarımız olacak ve kaderimizi yaşayacağız. Bütün bunlara rind bir eda ile gülebiliyor musunuz? Size ne mutlu! Kısaca, aldırmayın ve bir başkasını sevmeye bakın… Mademki sevmek istiyorsunuz… Yeryüzünde sevilecek insan mı yok? |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|